Zaman geçiyor. Mevzu aslında geçen zaman değil. Zaman
geçecek…
Kurulan onlarca plan ya da daha ajite bir ifade ile
“hayal”.. ne olacak onlara?
Ve şimdi.. Nereden bakıyorsun bu yaşanan âna? Geçmişten mi,
gelecekten mi?
Neler oluyor şimdi? Anlamını buldun mu, anlattığın o on yıl
önceki rüyanın? En çok ne olmak istemiştin, daha küçük bir çocukken? Doktor mu? Sanmam, biliyorum,
acıtamazsın sen kimsenin canını. Bunca tahmin, hangi gerçeğe dönüştü şimdi? Ah senin hayallerin… hangisinden vazgeçmedin?
Hayallerle yaşar mı insan? Biliyorum, tüm bu gerçeklerle
yaşamak, kolay olmuyor bazen. Zaman zaman daha çok uyumak, daha çok rüya görmek
istiyor insan. Ya da bazen, küçük bir çocukla saatlerce konuşmak; bu oyuncak
bebeğin karnını nasıl doyurabiliriz diye. Sonra bir çözüm bulmak; yalandan
ağlayan bebeğe, yalandan mama yedirmek. Oh, nasıl üstesinden geldim hayatın,
gördün mü şimdi?
Bazen ben de böyle yapıyorum. Beni mutsuz eden her ne ise,
ona yalandan çözümler buluyorum. Kendime, kendimin ne kadar önemli olduğunu,
aslında tüm zorluklarla nasıl başa çıkabileceğimi göstermek istiyorum. Gördün
mü şimdi, nasıl güçlü bir kız oldum ben??! Nasıl havalı bir şey, “güçlü olmak”.
Sonra görüyorum; bu çaba nafile. Milyonlarca canlının
yaşadığı bu evrende kendini bu kadar mühim hissetmek… biraz küstahlık sanırım.
Artık küçük bir kız değilim, zaman zaman gerçekten çok büyük problemler
çözüyorum, gerçekten büyük işler başarıyorum. Ama bu yetmez sanırım, tüm evrene
gücümü ilan etmek için.
Zaman zaman kendimi bu ayette buluyorum, “Duanız olmasa, ne
ehemmiyetiniz var?”. Tek gücüm bu benim. Dualarım var. Dua diyince, sadece
istemek gelmesin aklına. Bazen ne isteyeceğimi bilmiyorum. Çocukken istediğim o
kadar oyuncak, şimdi hiçbir işime yaramıyor, mesela. Ya da şimdi hayalini
kurduğum “güzel gelecek”, güzel gelecek mi acaba 20 sene sonra da? Bazen en emin
kollara bırakmak istiyor kendini insan.
“Rabbim, sen konuyu biliyorsun, Amin.” Diyebilmek gibi
mesela.