Viyana’da yağmur var bugün. Havalar birden soğudu. Camın önünde oturup, çay, kitap,müzik üçlemesini yapasım var uzun uzun. Kendi kendime kalasım var. Şiir okuyasım var. Ama diğer yandan yapmam gereken dünya kadar iş var. Dün kendime izin verdim, biraz yürüdüm amaçlı amaçsız, ve yalnız.
Tatile girmeden önce kitap ve tezlerle hemhal olmam gerek bir müddet daha. Malum haftaya İspanya bizi bekliyor :) İnşallah güzel anılarla ve fotoğraflarla dönerim ve burada paylaşırım sizinle. Aslında kim okuyor bu bloğu onu da pek bilmiyorum ama blogger’ın yapmış olduğu istatistik Amerika, İsveç, Hollanda’dan bile ziyaretçilerin olduğunu gösteriyor. İlginç, duygularımın, hissettiklerimin, düşüncelerimin taa oralara kadar ulaşması.
Şimdi de önümde üst üste yığılmış bir sürü tez var, göz atılması gereken. Konumu hala tam anlamıyla belirleyemedim. Bu gidiş, bir daha ki dönem de belli müddet burada kalmama işaret ediyor. Bazen heyecanım doruk noktasına ulaşıyor, yaparım ben bunu kısa sürede diyorum. Bazen ise içimi müthiş bir endişe kaplıyor. Nasıl bitecek bu tez, konuyu nasıl bağlayacağım gibi endişe dolu sorular karamsarlığımın doruk noktasına çıkmasına neden oluyor. Sistem farklı, bir konuyu ele alış biçimleri bile çok farklı. Ben ise alıştığım sistemle yaklaşıyorum mevzuya. Bilmiyorum hoca ile ne zaman belli bir izafet çerçevesinde buluşacağız.
İşte böyle. Akşam seminer var. Akşama kadar vaktimi değerlendirmem gerek. Okumam gerek, bolca okumam gerek.
…….
Şiir demişken, ne kadar hoş, Özdemir Asaf’ın şu satırları:
Bir kelimeye
Bin anlam yüklediğim zaman
Sana sesleneceğim.