21 Şubat 2009 Cumartesi

Aklım daha ne kadar kalacak Şehr-i Sultanda?

Günler geçip giderken, sorulan soruların cevabı beklenirken, her geçen günün beni neye hazırladığından habersiz olan ben, sorulan soruların muhtevasına bile uzağım. Sorularımı ve soruları hakikatle yanıtlamak ise şu günlerde yaşadığım saatlere sığmıyor. Sayı doğrusunun ortasındaki “sıfır” gibi, ne artılara ne eksilere yakın olmak istemiyorum. Ortada bir yerde kendime yer bulmuş gibiyim. Kayıtsızca seyrediyorum kendi hayatımı. Alınan kararların beni ne yöne sevk edeceği, bu işlemler sonucunda hangi sonuçların çıkacağı hakkında hiçbir fikrim yok. Sanırım hayat bu, ve ben de yaşıyorum.

Şikayetçi değilim, çok seviyorum aslında yaşamayı. Ama bazen başlangıçlar yoruyor beni. Bıraktığım mekanlarda, tüm yaşanmışlıklar da kalıyor sanki. “Ya gitmezsin yada tüm yaşanmışlığını alırız” tehdidini savuruyor sanki odam, yatağım, kütüphanem ve evim.
Annem, babam bir şey diyemiyor, onlar gerçekleri biliyor, bir eşyadan bile daha cansız, etkisiz oluyorlar ve bana “gitme” demiyorlar. Kimse gitme demiyor. Odamdan çıkarken ben, odamda geçirdiğim vakitler, abimle gülüşmelerimiz, babamın sabah beni öperek uyandırması, annemle çay keyiflerimiz, odanın orasında kalıyor sanki. Hiçbir şey yapamıyorum, eşya ile dolu küçük oda bana bunları hatırlatırken, ben hiçbir şey yapamıyorum, cansızlaşıyorum. İçimde geri dönme umudu ile kapıyı öylece kapatıyorum. Zaruri ihtiyaçlarımla dolu valizimi alarak, zaruri istikamete, havaalanına yol alıyorum. Yeniden “yolcu” oluyorum. Yolcu olmanın gerekliklerini yerine getiriyorum. Ağlamamak için kendimi sımsıkı sıkarak herkesle vedalaşıyorum. Sonra yeni bir şehirde nefes almaya başlıyorum, Viyana’nın yaşadığım şehirden daha soğuk olduğunu, havaalanından dönerken şehre bir bilet alınması gerektiğini öğreniyorum. Kafamda bu meşguliyetler dört saat öncesinde İstanbul’da yaşadığım hüzünlü anlarıma savaş açıyor. Aileme uzaklardan ilk haberimi veriyorum, “ben iyiyim” diyorum. Şehre geliyorum, burada yeni yaşamıma başlıyorum.

…..

Yaşıyorum ama çoğu şeyden eksik kalarak. Mutluyum ama bir şeylerin eksikliğini içimde hep yaşatarak. Zaman zaman gözyaşlarımı içime akıtarak. Aileme hasret kalarak. Hiç olmadık yerde durup dururken gözlerim dolarak. Birikenleri hiçbir zaman paylaşamayarak.

….

Bir şekilde yaşıyorum, bunları düşünmemeye calışıyorum, sessiz kalmamaya, onları düşünmemeye çalışıyorum. Arada seslerini duyuyorum, var olduklarını biliyorum. Çoğu zaman mantıklı olmaya, umutlu olmaya çalışıyorum.
Meşguliyetler arıyorum, meşguliyetler arıyorum.
Rabbime sarılıyorum.
Rabbime sarılıyorum.
Rabbime sarılıyorum.